3 Ekim 2009 Cumartesi

Tİ-TANİK Mİ , Tİ-NANİK Mİ?

Titanic filmi; duygularını, kişiliğini, insanlığını yitirmiş batının
yapay yolla duygulanma etkinlikleri örneklerinden biridir. Bu filmi;
hayran olma saplantısı ile izlemek; filmin gerçek yüzünü görmeyi
önler. Batı asla ciddi bir film yapamaz; tek yaptığı şey dalga
geçercesine yaptığı filmleri ciddi şeylermiş gibi yutturma sanatıdır.

Titanic filminin baştan ikinci sözü de şudur zaten: ''Amma palavra
sıkıyorsun patron! '' Üçüncü sözü ise şudur: '' Tamam, bu kadar
saçmalık yeter.'' ! Yani bu sözde duygusal filmin gerçekde palavra,
saçmalık, para sömürüsü ve duygu sömürüsü üzerine kurulu olduğu daha
en başta, bilinçsizce anlatılmış olur. Bundan sonrası artık her Abd
filminde olduğu gibi oyuncuları, dekorları ve efektleri izlemekden
başak birşey değildir.
Titanic filminin ilk yarısında, denize en çirkin biçimde tükürme ''
Bizim dilimize göre, kansırarak tükürme'' sahnesi; filmin zaten en
baştan insanlık dışı bir yaklaşım ürünü olduğunu gösterir. Midemin
çok bulandığı bir sahnedir, bir de filmi izlerken yemek yiyorsam...
Uygar bir toplumda ve lüks bir gemide üstelik bir ''Ressam'' ın bunu
yapması ancak delilikle olasıdır. Hel bu film bir de ilk kez batıda
gösterime girecekse! O sahnelerde, Abd başkanı bu filmi izlerken,
kahvaltıda yüzünün alacağı ifadeyi görmek isterdim!
Filmin sonlarında ise buz gibi havada insanların soluklarının
buğulanmaması, bunun geç farkedilip sonraki sahnelerde soluklara
buğular konulması sözde muhteşem batı sinema sanatının aslında ne
büyük gafletler içinde bulunduğunu gösterir.

En sonda ise insanlar; nişanlısını boynuzlayan bir kadının, onu
ayartan sevgilisinin ölümüne duyguyla ağlamak zorunda bırakılır.
Kansırarak tükürmek de nişanlısını boynuzlamak da insanca bir
topluma yakışmaz. Ama batı sineması zaten psikopatlık ve sosyopatlık
üzerine kuruludur. İnsanları ve toplumları değil yalnızca kazancını
ve dekorlarını düşünür.
Ve tüm film boyunca izleyiciler, duygu seli yaşamak saplantılarından
; aşırı derecede unutkan olduğu daha filmin başında açıklanan 100
yaşındaki kadının, 80 yıl önce Titanic'de yaşadığı olayları an ve an
nasıl anımsayabildiğini düşünmek değil algılamak bile istemezler.
Yaşlı kadının, söz konusu mücevherin adını bilmesi de yine başka bir
mantıksızlık örneği gösterilerek; Titanic'deki yolculardan biri
olduğuna kanıt gösterilir. Oysa o kadar ünlü bir mücevherin bir çok
kişi tarafından bilinmesi , gazetelerde yazılmış olması doğaldır...
Zaten batı sineması da toplumu da düşünmek üzerine değil düşünmemek
üzerine kuruludur.
İnanıyorum ki aynı film; Kumburgaz adlı bir Türk gemisinde geçen bir
Türk filmi olsaydı, dalga geçilirdi; hüzünlenmek yerine. Cüneyt
Arkın'ın filmlerine gülüp Rambo'nun filmlerine hayran kalanlarımız
gibi. Oysa açık ki Abd sineması; Cüneyt Arkın'ın o filmlerinden
oldukça etkilenmiştir, uzun yılar önce çekilmiş olan.
Titanic filmi; artık seni izlerken duygulanmıyorum, gülüyorum
bilesin. Türk filmlerine gülmek neymiş görsün batı sineması.

Titanic; bence sen Ti-nanik'sin!

Necdet Gürçiftçi
2009-eylül